Orhanlar Köy Halkı: Bizi bu haklı mücadelemizde yalnız bırakmayacağınıza inanıyoruz

Kaz Dağları’nda Kanadalı Alamos Gold şirketi tarafından planlanan Kirazlı Siyanürlü Altın Madeni faaliyetleri şimdilik durdu. Ancak Türkiye’nin farklı bölgelerinde yerel mücadeleler sürüyor. Balıkesir’in Balya ilçesinde yer alan Orhanlar Köyü de yerel mücadele veren bölgelerden biri ve change.org/orhanlarbizimdir imza kampanyalarına destek bekliyorlar.

Çanakkale Kirazlı’da Çevresel Etki Değerlendirmesi’nde belirtilenden daha fazla (195 binin üzerinde) ağaç kesilmişti. TEMA Vakfı’nın başlattığı imza kampanyası 600 bini aşkın imza almıştı ve kamuoyunda bayağı tepki çekmişti. Bunun da etkisiyle şirketin ruhsat tarihi henüz yenilenmedi ve yenilenmeyeceğini umuyoruz. Orhanlarda da sondajla arama çalışmaları başladı ve Orhanlar köy halkı Kirazlı gibi olmadan destek bekliyor.

Orhanlar Köy Halkı diyor ki: Köyümüzde yıllardır hayvancılıkla geçimimizi sağlıyoruz. Geniş meralarımızda yetiştirdiğimiz hayvanlarımız ülkemize yem bitkisi, et ve süt sağlıyor. Ancak şu an altın madeni çalışmaları köyümüzü, meralarımızı, yaşam alanlarımızı tehdit ediyor.

Bizler Orhanlar Köylüleri olarak madenciliğin yaşama verdiği zararı her gün Balyayı izleyerek görüyoruz ve köyümüzde bir altın madeni istemiyoruz. 

Bize Destek Olun. 

Bu köy bizim ve ülkemizin köyüdür. Bizi bu haklı mücadelemizde yalnız bırakmayacağınıza inanıyoruz.”

Madenciliğin bölgeye vereceği zararı görmek  için çok uzaklardaki örneklere bakmaya gerek yok sadece Balya’nın tarihine bakmak bile yeterli

Bu bölgedeki madencilik geçmişini evrensel.net’in 2005 yılında 1994- 2004 yılları arasında Balya Belediye Başkanı olan Zekai Bayram ile yapılan röportajından öğrenebiliyoruz. Kısaca notlar şöyle:

  • Madencilik sektörünün Balya’da 1.200 yıllık bir tarihi olduğu söyleniyor.  Ancak tarihinin hiçbir döneminde Fransız şirketi tarafından 1938 yılına kadar yapılan siyanürlü madenciliğin yarattığı tahribatı yaşamamış.
  • Milyonlarca tonluk atıkla kirletilip, terkedilen Balya’nın nüfusu 30 binlerden 2 binlere düşmüş. Şu an ise Balya’nın nüfusu 13 bin civarında.
  • Abdülhamit dönemindeki belgelerde mahkumların ellerine üç-beş kuruş verilerek yeraltından maden çıkartılmış. Bu bilgiler 1930 belediye kayıtlarında varmış. Maden 1860’lı yıllara kadar Almanlar tarafından çalıştırılmış. Almanların hangi tarihte alıp çalıştırdıkları tam olarak bilinmiyor. 1860’tan 1920’lere kadar ise Fransızlar çalıştırmış. 1920’lerden sonra ise Karaaydın Madenleri Osmanlı Şirketi adı altında yerli bir şirket taşeron olarak işletiyor madeni. 1930’lardaki ekonomik krizde maden üretimi duruyor. Belediye kayıtlarındaki bilgilere göre bir süre sora Türkiye hükümetinden yardım alarak çalışmaya başlıyor. Madenlerde kullanılacak malzemelerin gümrüksüz gelmesi için bir yasa bile çıkarılıyor.
  • Maden varlığı ilk bakışta o bölgeye fayda sağlıyor gibi görünüyor. Bölgeye maden şirketi sayesinde 1901 yılında elektrik veriliyor. Fransızlar bir kent politikası güderek altyapı kuruyor. Bölge toplumsal değişime uğruyor. Merkezde işçiler kenar bölgelerde varsıl insanlar yaşıyor. Bölgeye yapılan barlar, pavyonlar, alışveriş alanları ile tüketim alanları açılıyor ve yabancı şirketler işçiye verdiği parayı geri almanın yollarını da buluyor.
  • İstanbul’dan doktorlar ve ziraat mühendislerinden oluşan bir heyet Balya’da incelemeler yapıyor, 1925 yılında. Bu incelemelerin sonucunda “bülbül ve kanaryanın bir günden fazla yaşayamayacağı yer”, diye bahsediyorlar Balya’dan. 1938’lerde cevherin azalmasından dolayı madeni kapatıyorlar ve çekip gidiyorlar. İTÜ’nün raporunda yapılmakta olan Manyas Barajı’nda ilerde yaşanacak felaketlerin sorumlusu olarak Balya madenleri gösteriliyor. Manyas Gölü’nü kirleten etmenlerin en önemlilerinden birisi yine Bayla madenleri deniliyor. Çevre Bakanlığı’nın 2000 yılında hazırladığı raporda madende kaynağı belli olmayan siyanür ve radyoaktif kirlenmeden bahsediliyor. İnsan sağlığı ile maden arasında doğrudan bir ilişki var. 2003’te belediyenin yaptığı bir araştırmada Balya’da meydana gelen 38 ölümden 22 tanesinin akciğer kanseri olduğu ortaya çıkıyor.
  • Yine aynı haberde madende çalışıp hala hayatta olan köylülerle yapılan röportajlar var. Buradaki insanlar zamanla madenin zararlarını görmeye başlamış. Hem hayvanları ölmeye başlamış hem yetiştirdikleri meyveler yetişmez olmuş. Şirket tepkileri önlemek için köylülere “duman parası” ödemiş.
 
Çanakkale’den, Uşak-Kütahya Murat Dağı’na Balıkesir’den Erzincan’a ülkemizin bir çok yerinde altın madenleri açılıyor. Bu madenlerin doğamıza verdiği zarar çok ama çok fazla. Koca koca şirketler o bölgede yaşayan insanların yaşam alanlarını gasp ediyor, umursamıyor. Birbirimize destek olmazsak bu talanlar bir gün hepimizin yaşam alanlarına, havasına, suyuna toprağına zarar verecek. Şirketler, devletler sadece paranın yeşilini görüyor. Anayasada belirtilen ” Herkesin sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı vardır” söylemi suya yazılan bir yazı gibi zihinlerden siliniyor. Birlikte mücadele etmek ve yaşam alanlarına sahip çıkmalıyız. 

Instagram @sosyalbiinsan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir