Sizce de bir şeyler ters gitmiyor mu?

Birine bir şey anlatıyorsunuz, yüzünüze bakıyor, sizi dinlediğini sanıyorsunuz. Arada “hı, hı” diyor. Kafasını bir eğiyor, bir kaldırıyor. Yüzünde sizin anlattığınızla uyuşmayan mimikler, ifadeler… Ona ulaşamadığınızı fark ediyorsunuz. Gözü telefonuna gelen bildirimde, aklı samimiyetsiz WhatsApp gruplarında ya da paylaştığı fotoğrafına gelen beğeni sayısında. “Sana bir şey anlatıyorum, bırak telefonu da yüzüme bak” diyor ya da bunu sessizce ifade etmeye çalışıyorsunuz. “Şuna cevap vereyim hemen döneceğim” diyor. O an dünyayı kurtardığına inanıyorsunuz ve sessizce bekliyorsunuz. “Tamam sendeyim yazmayacağım” diyor. Siz heyecanla anlatmaya, paylaşmaya devam ediyorsunuz ama telefon ışığı yanmaya, dikkatinizi dağıtmaya devam ediyor. Rahatsız olduğunuzu anlıyor ve telefonu ters çeviriyor ama bitmiyor. Sohbetinize keyif katsın diye söylediğiniz çayı koyduğunuz masada ters yüz olmuş telefon titremeye devam ediyor. 

Her yıl,  o yılda hayatımızı etkileyen bir kelimeyi seçen Cambridge Dictionary 2018’in kelimesi olarak da “nomofobi”yi seçti.  “no mobile phobia”dan türetilen nomofobi, cep telefonundan mahrum kalma korkusu, kaygısı anlamına geliyor. 

Sizce de bir şeyler ters gitmiyor mu? Ne oldu da bu kelime hayatımıza girdi, biz neden birbirini dinliyor gibi gözüken ama dinlemeyen kitlelere dönüştük? Neden, yanındakini görmeyen  ama sanal dünyaya bağımlı olan hayatlar sürüyoruz? 

Kimden, nelerden kaçıyoruz?

Telefonu baş ucumuzdan ayıramıyoruz, evde, sokakta, iş yerinde, gece yatarken… (hatta itiraf etmeliyim ki bulaşık yıkarken bile beynimi boş bırakmayıp, mutlaka izlemek ya da dinlemek için internetten bir şeyler açıyorum) Kendimizle vakit geçirmeyi mi sevmiyoruz dersiniz ya da kendimizle baş başa kalmaktan mı korkuyoruz? Bir basın toplantısında Özgür Bolat’ı dinledim. İnsanın doğa ile baş başa kaldığında içindeki sesin konuşmaya başladığını ve bir süre sonra bununla mücadele edemeyip kendini kentlere attığını, kafasını başka şeylerle meşgul ettiğini söylemişti. Bu durumda telefonlar da kendi iç sesimizden, kendimizden, gerçekliğimizden bir kaçış yolu gibi. Peki, bu kadar kendimizden kaçar, sürekli kafamızı sosyal medyayla ve sanal bir dünyayla meşgul edersek başka insanlar bir tarafa kendimizi nasıl tanıyacağız? 

Kendimizi meşgul edecek şeylere değil, kendimizi tanımamızı sağlayacak ve bize iyi gelecek kendi gerçekliğimize ihtiyacımız var. 

Nazım Hikmet “Hayatı Iskalama Lüksün Yok Senin” şiirinde giden bir sevgilinin ardından yaşadığı yalnızlık için şunları söyler:

“Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman tek bir kişiye bağlamadın ki… Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana. Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası…”

Ben de diyorum ki hem ne olmuş yani telefonundan ayrı kalmak o kadar da kötü bir şey değil. Kendinle baş başa kalmak da kötü bir şey değil. Hem kendinizi tanısanız seversiniz belki de:)
Modern yaşamın koşuşturmacasını, işlerini, dayattığı sorumlulukları bir kenara bırakıp ne zaman “ben ne istiyorum?” diye sordunuz kendinize?

Tam da burada Süper Baba dizisinde Fiko’nun kendini sorguladığı şu sahneyi getirdi aklıma.

Doğu Ekspresi ile Kars’a gitmek zorunda değilsiniz

Sosyal medya ile hayatımıza, bloggerlar, YouTuber’lar, fenomenler girmeye başladı. Hepimiz onları takip ediyor ve gördüğümüz bir fotoğrafla aynı yerlere gitmek aynı şeyleri yapmak istiyoruz. Instagram’da gördüğünüz o fotoğrafın peşine  düşüp gidip aynısını çekmek sizi mutlu etmeyebilir. O elbise sizde o şekilde durmayabilir, gerçekten o pahalı çantaya ihtiyacınız var mı?  Influencer ‘ları takip edip, gördüğünüz şekilde yaşamaya çalışmak sizi mutlu etmez. Neden mi?

  1. Sizin yapınız, karakteriniz “fenomen-ünlü” olan insanlarınki ile aynı olmayabilir.  Doğu Ekspresi ile Kars’a gitmek zorunda değilsiniz. Kış mevsimini sevmeyen ya da treni sevmeyen bir insan neden oraya gitme ihtiyacı hissetsin ki… Bazen sırf popüler diye, sırf herkes gidiyor diye aynı yerlere gitmek, aynı yerleri görmek, deneyimlemek istiyoruz. Ama asıl kendinizi tanımak ve ne istediğinizi bilmek çok önemli. Hayatınızı sosyal medyada gördükleriniz değil sizin karakteriniz, istekleriniz, hayalleriniz belirlesin. 
  2. O gördüğünüz fotoğrafı tek yönlü görüyorsunuz. Yani sadece paylaşmak istediği güzellikleri, başarıları, paylaşmak istedikleri şekilde görüyorsunuz. Sosyal medyada sadece güzel kadınlar, yakışıklı erkekler, güzel mekanlar, güzel yerler gördüğünüz için tek gerçekliği bu zannediyorsunuz. Hiç bir sorunları yok, dertleri yok, emek harcamıyorlar zannediyorsunuz. O çok beğendiğiniz fotoğrafın arkasındaki hayatı, o fotoğrafı çekmek, ya da çekildiği yere gitmek için harcanan emeği, koşulları bilmiyorsunuz. Gerçek böyle değil. Gerçek hayatta hiçbir şey tek yönlü ve sadece iyi, güzel değil. Acılar da var mutluluklar da, öfke de var sakinlik de, ayrılık da var vuslat da… Sorunlar da istediğiniz ve istemediğiniz durumların hepsi de bir bütün ve yaşamınızın parçası.

Telefona, internete sürekli kaçmanızın nedeni çoğunlukla kendi hayatımızdan kaçıştır. Kaçarak hayattaki sorunlar düzelmez, hayattaki sorunların büyük bölümü insan ilişkilerinde gizlidir. Sosyal medya gerçek ilişkilerin ve sosyalliğin alternatifi değil. Sosyal medyada hiç tanımadığınız ya da bir iki kez görüştüğünüz insanların sizi beğenmesi onaylaması için bir şeyler yapmanıza gerek yok. Gerçek yaşamdan kaçmak yerine reel sosyal ilişkileri güçlendirmek hem kendinizi tanımanızı hem de yalnız hissetmemenizi sağlayacaktır. Telefonlarımız ve sosyal medya dışında gerçek bir yaşam var.  Sosyal medyadaki beğeniler gerçek değil, ama sizinle vakit geçirmek isteyen dostlarınız gerçek. Paylaşımınızın altına gelen kalpli emojiler gerçek değil ama annenizin size sevgi dolu bakışı gerçek.   

Kendinize bir iyilik yapın ve telefonunuzu bir kenara bırakın. Ailenizle, arkadaşlarınızla, sevdiklerinizle ve kendinizle bağlarınızın yavaş yavaş güçlendiğini fark edeceksiniz. 

Instagram @sosyalbiinsan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir