“Dans etmek, insanın en eski dili”

Dans etmek bana önceden bir eğlence türü olarak gelirdi. Daha derinini düşünmemiştim nereden çıktı nasıl bugünlere geldi… Taa ki @psikeart dergisindeki Hira Selma Kalkan’ın dansı anlattığı şu muhteşem yazıyı görene kadar.
“Dans etmek, sözden ve yazıdan önce insanın kendisini anlattığı en eski dildir.
Evrenin sonsuz boşluğunda, vahşi ortamda, kendi yapayalnız ve çaresiz varoluşuyla baş başa kalan insan , coşkuyu, korkuyu, açlığı, kavgayı, kendini beğendirmeyi, sevinci, zaferi anlatmak istedi. Dans etti. Kötü ruhları kovmak, yağmur yağdırmak, fırtınaları dindirmek, hastaları iyileştirmek, doğumu kutlamak, ölünün ardından yas tutmak için dans etti. İyi hasat almak istedi, dans etti. Ava gitmeden önce ve avlandıktan sonra dans etti. Kartal gibi uçmak, kurt gibi dövüşmek, ceylan gibi koşmak istedi, dans etti. Bu hareketlerin etkisini artırmak için kendi bedeninden sesler ekledi. Haykırmalar, bağırmalar, çığlıklar, el çırpmalar, vücudun çeşitli yerlerine vurmalar, nefes alıp vermeler… İnsan kendindeki güçsüzlüğü, yalnızlığı, sınırlanmışlığı aşma arzusu ile dans etti. Dans ediyorsan sınırları zorlamışsındır, umutlusundur, düşüncelerini hareketle anlatabilirsin ve en önemlisi dansın hayatını özgürleştirdiğini anlamışsındır.”

Instagram @sosyalbiinsan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir